Kültür ve Gastronomi Kenti Gaziantep – Oğuz HAMZA

02 - Kahveci

Uzun yıllardır merak ettiğim bir kentti Gaziantep. Tarihten gelen ismi ile “Ayıntep”.

Bu kış dört günlük bir gezi planladık eşimle. Hedefimiz Gaziantep kent merkezi idi. Geleneksel çarşısının ortasında, 130 sene önce han olarak yapılmış ve bugün orjinal hali korunarak otele çevrilmiş olan Şirehan’da kaldık. Dolayısı ile Antep’in gezilecek noktalarına yürüme mesafesinde çok yakın olduk ve tarihsel kökleri çok zengin Antep’i de hissederek yaşadık.

Daha ilk günden otantik çarşılarını gezerken zamanın durduğuna tanık olduk. Elindeki bakır kap ile çarşı içinde seyyar kahve satan kahveci de fotoğrafı tamamlıyordu. Bakırcılık, sedef kakmacılığı, gümüş işlemeciliği, kutnuculuk, birbirinden güzel el sanatları. Yemenilere ayrı bir yer açın. Ünlü Troya filminde Antepli yemeni ustalarının yaptığı ayakkabıları giydi Brad Pitt. El işlemeli bakır kahve ve çay takımları göz alıcı. Bakır ustaları bir yandan tık tık işlerini yaparken bir yandan da büyük bir misafirperverlikle dükkanlarında sizi ağırlıyor ve illa bir zahter çayı ısmarlıyorlar. Hoş sohbetlerden kendimizi alamayınca, çarşı bitmiyor, ama akşam oluyor.

04 - Taşhan -Ayıntepli ses, yörenin ezgilerini olağanüstü bir yorumla ve tınıyla okuyor.

Akşam, otelimizin de tavsiyesi ile hemen yanındaki, Taşhan’da yemek yiyoruz. İyi ki de böyle yapıyoruz. İşte bir Osmanlı Han’ından bugün son derece otantik bir restoranta dönüşmüş bir mekan daha. Antep bir hanlar kenti.

Önce, muhammaralı, humuslu, şalgam sulu mezeler, arkasından kuzu şişli kebaplar ve nihayetinde fıstıklı baklavalar; Gaziantep, Unesco’nun dünya çapında 18 kenti dahil ettiği “Yaratıcı Şehirler” ağında gastronomi unvanını hak ederek aldığını daha ilk günden kanıtlıyor. Müzik de bu ortamı tamamlıyor. Keman, klarnet ve darbukanın eşliğinde, mükemmel bir Ayıntepli ses, yörenin ezgilerini olağanüstü bir yorumla ve tınıyla okuyor. Artık muhteşem bir kültürle tanıştığımızı keyifle hissediyoruz.

Ertesi gün “Kültür Yolu”nda yürüyoruz. “Kültür Yolu” müthiş bir proje. Kale ve çevresi projede odak kabul edilmiş.  Lala Paşa Caddesi, Uzun Çarşı, Köprübaşı sokak, Alaüddevle Sokak, Keçehane Caddesi, Gümrük Caddesi, Bakırcılar Çarşısı, Tarihi Almacı Pazarı, Yemiş Han, Şirehan, hepsi içinde. Bu yol kapsamında, 18 han, 4 hamam, 10 cami, mevlevihane, tarihi çarşılar, tescilli sivil mimari örnekleri de var

Öğlen herkesin anlata anlata bitiremediği, Metanet Lokantasında “Beyran” yemeğe karar verdik. Normalde sabahları yenirmiş. Bol acılı ve sarmısaklı. Kemikli etler 12 saat haşlanıyor, pirinç de haşlanıyor, harlı ateşin üzerinde haşlanmış etin suyu ile birleştirilerek bakır kaselerde servise hazır hale getiriliyor. Yerken ateşler çakıyor, yıldırımlar düşüyor ve gözyaşları süzülüyor. Ben ki yıllardır mide sorunları yaşayan ve acıdan uzak duran birisi olarak, her şeyi göze alıyorum. Gerçekten nefis bir lezzet. Üstüne, ünlü katmeri de kaçırmıyorum. Lezzet fırtınası devam ediyor.

Camiler, hanlar, irili ufaklı müzeler, derken tarihi Tahmis kahvehanesine rastlıyoruz. 1635 – 38 yıllarında yapılmış. Bir rivayete göre 4. Murat,  Bağdat seferi sırasında burada dibek kahvesi içmiş. Tahmis Kahvehanesinde bir Menengiç kahvesi içmek ayrı bir keyif. Farklı, hafif çikolatamsı, hoş bir tadı var. Huzurlu, dingin bir ortam.

Bey mahallesi, Gaziantep sivil mimari örnekleri ile dolu. Nefis kareler yakalayabileceğiniz, keyifli bir gezinti bekliyor sizi tarihi Bey mahallesinde. Çok güzel konaklardan dönüştürülmüş butik oteller de var. Bu arada Atatürk’ün de Gaziantep’in Bey mahallesinde nüfusa kayıtlı olduğunu öğrenmek beni hem şaşırttı, hem de etkiledi. Gaziantepliler, bu nüfus örneğini pek çok işletmede duvarlarına asarak, Ata’ları ile gurur duyduklarını gösteriyorlar.

01 - ŞirehanAkşam, Gaziantep’e  gelindiğinde mutlaka gidilmesi gereken denilen Beyazhan’ a gidiyoruz. Yine tarihi bir Han’dan dönüştürülmüş, etkileyici bir mimari ile karşılaşıyoruz. Üst katta kent müzesi, alt katta büyük bir restoran, pub  ve turistik alışveriş yapabileceğiniz şık dükkanlar bulunuyor. 1. Dünya savaşında İngilizler tarafından karargah olarak kullanılmış.

İkinci günün sonunda, , akşamları ciddi soğuyan havanın üşütmesi ile huzursuz bir gece geçirdim. Sabah da kendimi iyi hissetmeyince, Zeugma Müzesini görmeden dönmem diyerek, beni ayağa kaldırması için doğru hastaneye gittim. Neyse ki genç bir doktor, gözlerimdeki ve sözlerimdeki Zeugma aşkını görünce, ben sizi ayağa kaldırırım diyerek gereken tedaviyi uyguladı. Ancak yine de gezinin 3. gününü, otel odamda Zeugma tarihini okuyarak geçirmek zorunda kaldım.

Bir gün kaybetmiştik ama  4. ve son gün, tarihsel bilgilerim artmış ve güncellenmiş olarak Zeugma Müzesi’nin kapısındaydım.

Açıldığı günden beri görmeyi çok istediğim bu muhteşem müze, fotoğraflamaya doyamayacağınız birbirinden etkileyici mozaiklere sahip. Dünyanın en büyük 2. mozaik müzesi unvanını taşıyor. Müzeyi gezme süresi olarak 2 saat veriliyor ama biz 4 saatten fazla içerde kaldık.

Zeugma Antik Kenti, MÖ. 330 ‘de Büyük İskender tarafından “Selevkia Euphretes” adıyla kuruldu. MÖ 31’den sonra Roma hakimiyetine geçti ve “köprü”, “geçit” anlamına gelen “Zeugma” ismini aldı. Bu dönemde çok zengin ve ihtişamlı bir yaşamı vardı Zeugma’nın. İşte bu ihtişamın yansımalarını, mozaikler ve diğer eserlerle beraber müzede hissetmeniz mümkün.

Teknoloji desteği ile müzecilik anlamında da, çok iyi işler yapılmış. İlk girişte 10 dakikalık harika bir 3 boyutlu tanıtım filmi izleyince heyecanınız daha da artıyor.

11 - Dionysos Büstü MozaiğiMozaiklerin çoğu evlerde ve 15 – 20 santimlik derinlikteki havuzların tabanlarında kullanılmış. Mozaiklerin bordürlerinde kullanılan grafiksel ve farklı boyut hissi veren süslemeler, havuzun suyunun hareketlenmesi ile adeta 3 boyut hissini veriyor. Yani Romalılar günümüzden 2 000 yıl önce ilk 3 boyutlu görüntüleri elde etmişler. Bunu da hemen girişte yerde çok özel bir teknolojik görüntüleme sistemi ile müzeyi gezenlere izlettiriyorlar.

Okeanos ve Tethys, Poseidon, Dionysos’un Düğünü, Aphrodithe’in ( Venüs) Doğuşu, Dionysos-Telete Skyrtos, Dionysos Büstü Mozikleri; her adımda çarpılıyor, her adımda 2 000 yıl önceki yaşamın ve sanatın ihtişamı karşısında, bugünü sorgulamaktan kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Bugün sanat adına yapılan sıradan işleri, mimarideki çarpıklıkları görünce o döneme öykünmeden edemiyorsunuz.

12 - Çingene Kız MozaiğiVe tabii “Çingene Kız” mozaiği. Simsiyah koridorlardan geçip, çok özel bir odada onun gözleri ile karşı karşıya kalmak çok heyecan verici. Bir sanat şaheseri. Her yıl milyonlarca insan, Paris Louvre Müzesinde “Mona Lisa” tablosunu görmek için kuyruklara giriyorsa bu eser için de aynı kalabalıkları görmek istiyor insan. Bu mozaik ve diğer mozaikler Gaziantep’te, bu yörenin sanatçıları tarafından yapılmışlar.

Daha anlatacak çok şey var ama son olarak müzedeki eşsiz bronz Mars heykelinden de söz etmek isterim. Bereket ve gücü simgeleyen Mars heykeli, 1.50 m. boyunda ve gözlerinin akı gümüş, göz bebeği ise altın kakma olarak işlenmiş. Yine 2 000 yıl önceki sanatın ve mitolojinin keyfi karşısında saygı duruşunda kalıyorum.

Müzeden çıktığımızda uzun süre kendime gelemedim. Ancak eşimle bir söz verdik. Tekrar Gaziantep’e gelme sözü. Gezilecek, görülecek çok zengin bir kent burası. Daha çevresi var ki, Rumkale, Doliche Antik Kenti, Yesemek Açık Hava Müzesi ve diğerleri…

Gaziantep havalimanında dönüş uçağını beklerken, hemen tüm yolcuların ellerinde hediyelik baklavaları görmek bize muhteşem Antep lezzetlerini tekrar hatırlattı. Zengin  kültürünün yanı sıra bir gastronomi kenti olmayı hak ediyor Gaziantep.

Paylaşım için teşekkür ederiz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir