Keçi Kız Masalı

Bir varmış bir yokmuş. Ülkenin birinde kadının birinin hiç çocuğu olmamış. Bu kadın çok dua etmiş. Bana keçilerden, oğlaklardan da olsa bir kız çocuğu ver Allahım demiş. Allah da, kadının duasını kabul ederek ona bir keçi kız çocuğu vermiş.

Gel zaman git zaman bir gün, keçi kız annesine ben çamaşır yıkamaya gidiyorum demiş.  Keçi kız, çamaşırları yıkadıktan sonra,  üstündeki keçi derisini çıkarıp onu da yıkamış. Sonra da suyun içine girerek yıkanmaya başlamış.

Keçi kızın on parmağının onunda da yüzük varmış. Suya girmeden önce yüzükleri çıkarıp bir kenara koymuş. Keçi kız yıkanırken, oradan geçen padişahın oğlu sudaki kızı görüp çok beğenmiş. Kızın kenara koyduğu yüzüklerden birini alarak yoluna devam etmiş.

Keçi kız sudan çıkınca yüzüklerini parmağına geçirmiş. Ama, yüzüklerden bir tanesi eksikmiş. Padişahın oğlu da bir süre sonra yüzüğü aldığına pişman olmuş. Yüzüğü geri vermek istese de epey zaman geçtiği için kızı bulamayacağını düşünmüş. Keçi kız sudan çıktıktan sonra, keçi derisini giymiş, boynuna zilleri geçirmiş ve zillerin çıkardığı seslerle evine gelmiş.

Bir süre sonra padişahın oğlu hastalanmış. Hekimler padişaha, oğlunun çok az bir ömrünün kaldığını söylemişler. Padişah, ülkenin dört bir tarafına tellal çıkartarak  “Herkes kızını bir kap çorba ile saraya göndersin, padişahın oğlu hastadır”  diye ülkenin dört bir tarafına ilan ettirmiş.

Bu ilanları duyan keçi kız annesinden, çorba pişirmesini istemiş. Annesi de kızına:

“Padişahın oğlu bizim çorbamızı içer mi a güzel kızım” demiş.  Keçi kız inat edince, annesi çorbayı pişirmiş, keçi kız da çorbayı alarak saraya gelmiş. Saraya çorba getiren onlarca güzel kız varmış.

Sarayın muhafızları çorba getiren keçi kızı görünce, çorbasını alarak onu saraydan kovmak istemişler. Tüm bu olayları izleyen padişahın oğlu keçi kızı ve çorbasını istemiş. Masal bu ya, padişahın oğlu aslında hasta değilmiş. Keçi kızdan aldığı yüzüğü geri verebilmek için, babasına hastaymış gibi davranıyormuş.

Padişahın oğlu çorbayı içtikten sonra, keçi kızdan aldığı yüzüğü çorba tasının içine koymuş. Keçi kız saraydan çıkıp evine dönerken, kapın içinde kaybettiği yüzüğünü görmüş. Sevinçle yüzüğü tekrar parmağına geçirmiş.

Padişahın oğlu, herkes gittikten sonra annesine: “Ben keçi kız ile evlenmek istiyorum”demiş. Bunu duyan annesi: “Keçi kız sevilir mi? Keçi kız alınır mı? Keçi kızla evlenilir mi?” diyerek karşı çıkmış. Oğlu ısrar edince, annesi istemeye istemeye keçi kızın evine gitmiş.

Keçi kızın ailesi, padişahın oğluna kızlarını vermişler. Düğünden sonra bir gün,  padişahın annesi keçi kıza: “Eskiden gelinlere, keşkek kazanı yıkatılırdı. Sen de bu kazanı yıkayacaksın” demiş. Ülkesinde şebboy gibi güzel kızlar varken, oğluna keçi kızla evlendi diye hâlâ kızıyormuş. Keçi kız, kazanı yıkamaya çalışmış ama bacakları kazana çarpıp ses çıkarıyormuş. Padişahın oğlu keçi kızın güzelliğini biliyormuş ama, annesinin bundan haberi yokmuş. Kazanın ses çıkardığını gören padişahın annesi elindeki kepçe ile keçi kıza vurmuş. Keçi kız da melemiş. Kazan temizliğinden sonra kıza, düğünden kalan bir çuval buğdayı da ayıklamasını söylemiş.

Ondan sonra padişahın annesi kızları ile birlikte düğüne gitmiş. Keçi kız da, düğüne gitmek istiyormuş, ancak daha ayıklanması gereken bir çuval buğday varmış. Kızın bu durumunu gören kargalar, bir araya gelerek bir çuval buğdayı ayıklamışlar. Buğday ayıklandıktan sonra keçi kız, derisini çıkartarak bir güzel süslenmiş, altın bileziklerini, yüzüklerini takmış ve kayınvalidesinin bulunduğu düğüne gitmiş.

Düğün yerine varınca da kayınvalidesinin ve görümcelerinin yakınına oturmuş. Düğün yerinde herkes keçi kızın güzelliğine bakıyormuş. Kayınvalidesi de kızın bu güzelliğini gördükçe: “Böyle güzel kızlar varken, benim oğlum da bir tane keçi kızı aldı” diye içten içe üzülüyormuş. Bu güzel kızın aslında kendi gelini olduğundan haberi yokmuş. Düğün yerinde karısını gören padişahın oğlu, hemen eve giderek keçi kızın üzerinden çıkardığı deriyi kesmiş.

Keçi kız, eve dönünce derisinin kesilmiş olduğunu görmüş. Padişahın oğlu ile tekrar kırk gün, kırk gece düğün yaparak mutlu mesut bir ömür geçirmişler.

Paylaşım için teşekkür ederiz.