Rauf ile Glafkos

Başar C.MÜNİR

Babaannem 1908 Lefkoşa doğumlu. 1934’e kadar da orada kalmış ve daha sonra kişisel sebepler yüzünden İstanbul’a gelmiş. Beyaz tenli, renkli gözlü, müthiş zeki ve Woody Allen filmlerinden fırlamış gibi, eskilerin tabiriyle “lafı gediğine oturtan”, bir kadındı.

Doğduğu ve çocukluğunun geçtiği Kıbrıs, İngiliz idaresi altındaki Kıbrıs’tı. Yaşadığı Lefkoşa’yı hep güzel hatırlar ve anlatırdı:

-“E bir derdimiz yoktu be anam. Gancelliyi (kapıyı) kilitlemez idik. Lokmacıkları da beraber döker idik biri ölünce. Siyasettir bizi bölen…”

Siyaseti de siyasetçileri de hiç sevmezdi. Bu yüzden CHP’den teklif geldiğinde düşünmeden geri çevirmişti.

-“İşim başımdan aşkındır, 6 çocuk, ev.. N’apayım ben siyaseti…!”

Ortanca amcam 1930 doğumluydu. Kıbrıs’ta güvenlik teşkilatında çalışmıştı bir dönem. İki toplumun İngilizler tarafından nasıl birbirlerine düşürüldüğünü anlatırdı. Amir Rum ise memur Türk’tü, memur Rum ise amir Türk. Türkler arasında bir olay olduğunda Rumlar memur, Rumlar arasında bir olay olduğunda ise Türk memur. Toplumu bölmek için ellerinden geleni yaptılar.

Rauf Denktaş ve Glafkos Klerides…

Bu iki isim, toplumların kaderinin siyaset ile nasıl da değişebileceğinin ve siyasetin nasıl insanları ayrıştıracağının ve mutsuz edeceğinin ispatıdır.

Denktaş ile Klerides iki yakın arkadaştır. Dostlukları okul yıllarına dayanır. O kadar yakın arkadaştırlar ki, birbirlerine isimleri ile hitap ederler, biraraya geldiklerinde hal hatır sorarlar, açık saçık fıkralar anlatırlar. Fakat iş siyasete geldiğinde, her ikisi de toplumları adına şahin kesilir ve inatçı birer ihtiyara dönüşürler. Hatta meşhur New York görüşmeleri esnasında o kadar yorulurlar ve sıkılırlar ki, Klerides bir ara;

-“Yahu, iki saatte çözecek değiliz ya, biraz dinlenelim yahu,” der ve başbaşa görüşmelerde oturup tavla oynarlar, kafa dağıtırlar.

Peki, niye böyle oluyor?

Hep söylenegelen şeydir; “Halklar arasında bir problem yok,” diye…

Kıbrıs özelinde; iki halk birbiriyle anlaşıyor, liderlerin arasında tartışmasız bir kardeşlik hukuku var, buna rağmen olmuyor, olamıyor. Niye?

Siyaset” kelimesi ise Arapça kökenli bir kelime. Türkçe’de de kullanılan ve “at bakıcısı” anlamına gelen “seyis” kelimesinden türemiş. “Siyaset”, seyisin yaptığı işe verilen isim, yani at bakıcılığı demek. Zamanla devleti yönetme işine de “siyaset” ismi verilmiş.

kibris-gorusmeleri

Bu ismin kullanılması boşuna değildir. İnsanlar, aynı atlar gibi bakım isteyen, kendileri için neyin iyi neyin kötü olduğu bakıcıları tarafından tayin edilen yaratıklar olmaktan öteye gidemiyor maalesef. Bu bakış açısı o kadar içimize işlemiş ki, 1918 Ekim ayında Mondros Ateşkesi imza edildikten sonra, Sultan Vahdettin, Rauf Bey ile bir görüşmesinde

-“Ortada bir millet var, koyun sürüsü. İdaresi için bir çoban lazım, o da benim,”diyebilmiştir.

Bu mantığın pek de değiştiğini söyleyemeyiz…

Denktaş vefat ettiği zaman Klerides ile canlı yayın yapmışlardı. Adam “Kardeşim Denktaş…”diye başlamış, birkaç anısını anlatmış ve hüngür hüngür ağlamaya başlamıştı. Yayını bitirmek zorunda kalmışlardı. Gayet samimiydi.

İşte bu yüzden “Halkların kardeşliği,” söylemi kulağa hoş gelen ve fakat son derece içi boş ve hamâsî bir söylemdir. Asıl çözüm, halkların kardeş olması veya olmaması değil, siyasetin, zaten kardeş olan insanları ayrıştırmaması ve çıkar uğruna kullanmamasıdır.

O zaman ortada ne “halk” kalır ne de başka bir şey.rauf denktaş ve klarides 2

İnsan” olmak ortak bir erdemdir ve tek slogan “insanların kardeşliği”dir.

Umarım Rauflar ve Kleridesler daha fazla ayrılık yaşamazlar…

Çok mu iyimserim?

Ne kaldı elimizde umuttan başka?

 

 

 

 

 

Paylaşım için teşekkür ederiz.