ODTÜ, Commer ve Milli Egemenlik

En son söylenecek sözü ilk başta söyleyerek yazıya başlayalım:

“Millî egemenlik, sadece tam bağımsızlık olduğunda mümkündür. Gerisi lâf-ı güzaftır!”

Peki, “tam bağımsızlık” nedir?

Bu kavramı da hayatını tam bağımsızlığa adamış Mustafa Kemal Atatürk açıklasın:

“Tam bağımsızlık denildiği zaman, tabii, siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri vs. her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik kasdolunmaktadır.

Meseleye bu açıdan baktığımızda, “ülke düşman işgalinden kurtulmuş, hiçbir yerde düşman askeri yok, ne güzel kendi kendimizi yönetiyoruz, bağımsızız,” şeklinde düşünmek, rehâvete kapılmak ve mücadeleyi bırakmak yapılabilecek en büyük yanlış olur. Tam bağımsızlık için sürekli tetikte olmak ve her alanda sürekli mücadeleye devam etmek gereklidir.

“Her alanda sürekli mücadele” nasıl yapılabilir, çok çarpıcı bir örnekle açıklayayım.

ODTÜ (Ortadoğu Teknik Üniversitesi), UNESCO’nun 10 milyon USD’lik hibesiyle kurulmuş bir üniversitedir. Bu hibe etap etap, planlı yatırımlar karşılığında verilmiştir. İlk iki etapta İnşaat Mühendisliği Bölümü’nün yeterince geliştiği değerlendirmesi yapıldığı için, üçüncü etap hibenin Makine ve Metalurji Mühendisliği Bölümleri için yapılması kararlaştrılmıştır. Ancak İnşaat Mühendisliği Bölümü, ODTÜ’yü ODTÜ yapan, efsane rektör Prof.Dr.Kemal Kurdaş’tan bölüme 200.000 USD gibi bir yardım talep eder.

ODTÜ Rektörü Erdal İnönü

Prof.Dr.Kemal Kurdaş’ın aklına, ABD’nin bir ajansı olan Milletlerarası Kalkınma Teşkilatı (Agency of International Development – AID) gelir. Hemen AID’in başkanı davet edilerek bir kokteyl verilir ve konu açılır. Başkan konuya beklediklerinden çok daha olumlu yaklaşır ve hatta istediklerinden daha da fazla yardım edeceklerini söyler:

200.000 USD gibi küçük rakamlarla bizi uğraştırmayın. İsteyecekseniz doğru dürüst, yüksek bir rakam isteyin ve diğer bölümleri de katın!

Kemal Kurdaş çok sevinir tabii ve hemen projeler hazırlanmaya başlar. Üniversitede ne kadar eksik varsa yazılır. İnşaat gereksinimleri, satın alınacak cihazlar, kütüphane eksikleri, vs. Fiyat teklifleri de alınmıştır. Rüyalarındaki üniversiteyi gerçekleştirme fırsatı ellerine geçmiştir, tepe tepe kullanacaklardır. 12 Milyon USD gibi bir rakam çıkar ortaya. ODTÜ’nün kurulması için UNESCO’dan alınan hibeden daha fazla bir paradır bu. Proje dosyaları tamamlanınca AID Başkanı’na sunulur. Fakat projenin onayı için bir uzmanın inceleme raporu hazırlaması gerekmektedir. Uzman gelir, bir süre üniversitede incelemeler yapar ve Amerika’ya dönüşünde raporu hazırlar.

Raporun sonuç cümlesi şu şekildedir:

ODTÜ’de yapmış olduğum incelemeler neticesinde üniversitenin açılış tarihinden itibaren büyük bir atılım içinde olduğunu ve son derece başarılı bir üniversite olduğunu tespit ettim. Buradan hareketle, istenen 12 Milyon USD’lik yardım 18 Milyon USD’ye çıkarılması daha uygun olacaktır.”

ODTÜ’de bir bayram havası vardır. Hazırlamış oldukları proje onaylandığı gibi, istemedikleri halde 6 Milyon USD gibi bir artış da yapılmıştır.

İMZALA HADİ KEMAL!

Bu yardımın akıbetini Kemal Kurdaş’ın yardımcısı Prof.Dr.Nur Sayral’ın kaleminden* okuyalım:

Uzun bir sessizlik sonrası, AID Başkanı haber vermeden, yardım sözleşmesini imza için geliyordu. O gün, sessizlik birdenbire bozuldu, etraf araba dolmaya başladı. AID Başkanı, siyah arabasından çıktı. Arkadan bir sürü gazeteci ve televizyoncu! Biz tek başına geleceğini beklerken, büyük bir kalabalıkla merdivenleri çıktılar, televizyon kameraları kuruldu. AID Başkanı, “Kemal, bugün senin için büyük gün, 18 Milyon USD alıyorsun,” dedi ve Akademik Konsey Toplantı Salonu’ndaki masanın üzerine, çok kalın bir dosya koydu. Son sayfasını çevirdi, bir dolmakalem verdi ve;

Lyndon_Johnson_and_Robert_Komer

–    İmzala hadi Kemal, dedi.
–    Nedir bu, ne imzalıyorum ben?

–    İşte bizim standart AID anlaşması, herkesin imzaladığı. Sen de imzalayacaksın!

–    Ben okumadığım hiçbirşeyi imzalamam!”

– Ne yapıyorsun Kemal? Karşımızdaki adamlar, NBC, ABC ve diğer televizyonlardan, Amerika’dan kalkıp geldiler, İstanbul’dan değil! Mümkün değil, yapamazsın bunu. Rezalet çıkar!

–  Ben okumadan bir şey imzalamam,”

En sonunda Kemal Kurdaş dolmakalemi masanın üzerine fırlatır ve toplantı salonunu terkederek odasına çekilir. AID Başkanı peşinden koşar, ikna etmeye çalışır, ama başarılı olamaz.

Rahatça ve istenenden de fazlasıyla verilmek istenen yardımın ve imza için yapılan ısrarın sebebi, getirilen anlaşma dosyası incelenince ortaya çıkar. Maddelerden birinde, kendi ifadeleri ile bir  “pro-rektör” atanması kabul edilecektir. Bu “pro-rektörün” maaşı AID yardımından ödenecek, rektör Kemal Kurdaş kampüs dışına çıktığı anda tüm yetkiler kendisinde toplanacak ve üniversiteyi rektör olarak yönetebilecektir. Bir başka maddede “ODTÜ Kütüphanesi’nin müdürü bir Amerikalı olacaktır, maaşı ODTÜ AID yardımından ödenecektir. Kütüphaneye alınacak tüm kitaplar, Milli Bütçe’den alınıyor olsalar dahi, kütüphane müdürünün onayı alındıktan sonra raflardaki yerini alabilecektir,” denmekteydi.

ABD Devleti, 18 Milyon USD karşılığında ODTÜ’nin bağımsızlığını satın almak istemiş ve fakat Kemal Kurdaş gibi “tam bağımsızlık” fikrini içselleştirmiş ve asla kendisini satmayan bir kayaya çarpmıştı. Sözleşme hemen iptal edilir. Çünkü bağımsızlık paradan daha değerlidir.

Uluslararası siyaseti takip edenler bilirler ki devletlerin uzun zaman dilimine yayılan diplomatik projeksiyonları vardır. En azından olmalıdır. Devletin menfaatleri belirlenir, arzu edilenler sıralanır ve zaman içinde bunlar gerçekleştirilmeye çalışılır.

1969 Ocak ayında, CIA’de çalışmış, Vietnam Savaşı’nda önemli görevler ifa etmiş, muhalifler tarafından adı “Vietnam Kasabı”na çıkmış Robert COMMER, ABD’nin Ankara Büyükelçisi olarak tayin edilir. Tayin edilir edilmez, daha Türkiye’ye ayak basmadan Kemal Kurdaş’a bir mektup gönderir.

Merhaba Kemal. Sana Kemal diyebilirim, çünkü sen Dünya Bankası’nda görevliyken çok yakın bir arkadaşın vardı. Hatta bir ara Orta Amerika’ya tayin olmuştu. Altı ay onun evinde kaldığını hatırlıyor musun? İşte, ben Yale’de öğrenci iken o kişi ile aynı yurt odasını paylaştım. Onun samimi dostu olduğuna göre, biz de seninle dost sayılırız. Duydum ki çok güzel bir üniversite kurmuşsun. Görmeyi çok istiyorum ve bu üniversiteyi benim de gayretlerimle daha mükemmel bir hale getireceğiz.”

Kemal Kurdaş mektuba çok şaşırır. Gerçekten de böyle bir arkadaşı vardır ama, böyle bir bağlantıyı nasıl kurabilmiştir Commer?

Gerçekten de İstanbul’a iner inmez rektörü arar:

Kemal, ben geldim. Seni yemeğe bekliyorum.

Birkaç defa yemeğe gider Kemal Kurdaş. Büyükelçi Commer üniversiteye yapılacak yardımlardan, hibelerden bahseder. Sütten ağzı yananın yoğurdu üfleyerek yemesi gibi ihtiyatla yaklaşır rektör konuya. Yardım almak elbette ki iyidir, ama ne karşılığında?

MASADAKİ NOT

Büyükelçinin Türkiye’ye gelmesinden iki hafta sonra çok ilginç bir olay olur. Pazartesi sabahı odasına geldiğinde masasında bir not bulur rektör Kurdaş:

Merhaba Kemal, geldim, üniversiteni gezdim, çok beğendim. Rektörü çok çalışkan diyorlardı, ama kötü not verdim. Pazar günü ofisinde değildin, ha ha ha! İmza: Commer

Bir Pazar günü, rektörün odasına hem de yabancı bir büyükelçi tarafından izinsiz olarak girilmiş ve masaya bir mektup bırakılmıştır..!

Büyükelçiye karşı gösteriler olmaktadır. Özellikle ODTÜ öğrencileri büyükelçi karşıtı gösterilerde başı çekmektedirler. Hava kurşun gibi ağırdır.

İşte tam da bu sırada rektörlük çalışanlarına bir davet mektubu gelir. Kemal Kurdaş’ın Commer onuruna düzenlediği yemeğin davetiyesidir bu. Yemek, Kurdaş’ın AID Başkanı’na dolmakalem fırlattığı Akademik Konsey Toplantı Salonu’nda yapılacaktır.

 “O kadar baskı altındayım ki, mutlaka geleceğim diye çok ısrar ediyordu, ben de ne yapalım gel dedim. Gelişini mümkün olduğu kadar gizli tutalım,” der çalışma arkadaşlarına.

O gün yaşananları yine birinci ağızdan, Prof.Dr.Nuri Sayral’dan okuyalım*:

Saat 12:00 gibi COMMER, 06 CA 001 plakalı aracı ile geldi ve rektörlük önündeki park yerinde durdu. Üstelik, bu da yetmiyormuş gibi, bir de üzerinde Amerikan bayrağı! COMMER indi, birlikte merdivenlerden yukarı çıktık ve kokteyl başladı. Yemeğe geçmeden önce, rektörlükte çalışan Alaaddin, telaş içinde geldi. “Nuri Bey, bazı öğrenciler arabanın etrafında birşeyler yapıyor…” Yukarıdaki pencereden baktığımda, arabanın etrafında öğrenciler vardı, sayıları da gittikçe çoğalıyordu. Etraftan koşarak gelenleri görüyordum. Arabaya yumruk atmaya başladılar. Kemal Bey’e söylediğimde, benim ilgilenmemi söyledi. Hemen koşup çıktım ve şoföre arabayı çekmesini söyledim. “Hayır, çekmem,” diyordu. Yanımda, çok deneyimli bir bürokrat olan Edirme eski valisi de vardı. Beraberce şoförü, anahtarı vermesi için sıkıştırmaya başladık, ancak şoför ısrarla direndi. Baktık olmayacak, koşup arabanın yanına geldik, öğrencileri ikna etmeye çalıştık, ancak dinleyen olmadı.

Öğrenciler, ellerindeki borularla arabayı devirdiler. Çok garip bir tesadüf, arabanın benzin kapağı açıkmış, yere akmaya başladı. Ben benzini görünce “Aman uzaklaşın, tutuşabilir,” dedim. Uzaklaştılar. Birden iki öğrenci çıktı, kendilerinden emin, tebessüm ederek arabaya yaklaştılar ve kibriti çaktılar. Ben, Commer’e zarar verirler diye endişe içindeydim, oysa yukarıya çıktığımda, Commer’i, hiçbir heyecan belirtisi olmadan keyifle viskisini yudumlarken bulmuştum.”

Amerikan Büyükelçisi Commer’in ODTÜ’de arabasının öğrenciler tarafından yakılması, kamuoyunda bir bomba etkisi yaratır. Olay, 12 Mart muhtırasına giden yolda en önemli olaylardan biri olarak değerlendirilmektedir.

Üniversite yönetimi, büyükelçinin aracının bedelini tazminat olarak ABD’ne ödemek zorunda kalır. Ödenecek rakam, tam da Kemal Kurdaş’ın AID Başkanı’ndan ilk istediği rakam kadardır: 200.000 USD..!

Ezcümle, millî egemenlik, yalnızca tam bağımsızlık olduğunda mümkün olabilir. Tam bağımsızlık ise “tabii, siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, vs. her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik” ile mümkündür.. “Dış mihraklar” işin doğası gereği her zaman olacaktır. Önemli olan, bu mihraklara prim vermemek ve sürekli olarak uyanık ve dikkatli olmaktır.

* ODTÜ Anılarım, Prof.Dr.Nuri Saryal, Ankara, 2014

Paylaşım için teşekkür ederiz.